portakallilokum.com a puffy chair to dream a beautiful world


festival 2007

bu siteyi alip tasarladim tasarlamasina da nedense yazmaya usenir oldum. yazacak malzemelerin cikmamasindan degil de, daha cok usengecligin yarattigi gereksiz bir agirlik var uzerimde. zaten ne zaman bir seyler yapmasam hemen tepemde asili olan usengeclik simidine sariliveririm, tembel bunye iste. yerseniz sayin okuyucu… ve sahiden oyle biri varsa!her neyse, bir film festivali mevsimi daha geldi catti.

festival baharin gelmek uzere oldugunu ve yaz aylarina bir gobek mesafe kaldigini hatirlatir bana, digerlerinin kulaklarina ise neler fisildar bilemem. ve elbette 1 sene oldugunu… 1 sene oldu mu sahiden? merdivenlerden inip sahile cikali… hayat cok guzel, ama yalniz degilken.ise basladigim icin simdilik sadece 2 film izleyebildim, pek tatminkar sonuclar ise alamadim ne yazik ki. filmlerden biri kara mizah (norvec yapimi), digeri ise ucuk-komedi (cekik goz yapimi) turundeymis. festival katologu oyle soyluyor en azindan… benim gozumde ise birincisi az sikici, digeri cok sikici kategorisinde yarisabilecek turden. festivalde boyle yarisma bolumu de duzenlenebilir pekala, yonetime teklif babinda. bir de, yeni melek film izlemek icin iyi bir yer degilmis, hele ki onunuzde koca kafali ve kus yuvasi seklinde saclara sahip biri oturmaya gorsun. orada konsere gidilsin sadece. [ duy sesimi! :) ] 

Technorati etiket: , , , ,


bir umraniye gelenegi

okuldan mezun olmamla herhangi bi ise baslamam arasindaki gecen zamani en iyi degerlendirebilecegim yollardan biri de ehliyet almakti. cok istekli olmasam da gittim bir kursa yazildim; derslerine girmedim [tamam, bazilarina girdim], sinavi da aldim ve sonucunu bekliyorum simdi. ayni zamanda direksiyonu da dogrultmaya calisiyorum. allah’tan baslamadan evvel debriyaj, fren ve gaz pedallarinin yerini ogrendim de ilk dersten rezil olma ihtimalini bertaraf ettim.

neyse, demek istedigim sudur ki; yasadigim hayatin farkinda oldugum yillardan beri [yaklasik 15 sene eder bu] hep yaya olarak kaldirimda yuruyen kisi statusunde kalmis idim. ne zaman ki surucu tarafina gecip 3 tane derse girdim, yayalarin zaman zaman ne kadar okuz olabileceginin farkina vardim. kaldirim dururken yolun ortasindan yurumek ve hatta bunu bir baraj edasiyla bir kac arkadasla beraber yapmak halk arasinda oldukca yaygin bir davranis kalibiymis. ya da su an gordugum kadariyla en azindan umraniye dolaylarinda bir gelenek halini almis. sanirim taksi ve dolmuslardan ziyade insanlardan korkmak gerekecek.

not: ilerde araba alacak kadar bol param olursa oyumu peugeot 207′den kullanacagim ya da o zaman onun muadili olarak hangisi olacaksa…

Technorati etiket: , , ,


borat

borat_l200606301554.jpguzun zamandir pek cok insanin diline dolanan, muhabbetlerinin konusu haline gelen ve haliyle youtube araciligiyla internette yeni bir ‘i love you mahir’ cilginligi yaratan borat’i izledik. meshur ‘ali g’nin yaraticisi sasha baron cohen’in canlandirdifi kazak bir gazetecinin amerika’ya gidisi ve orada yaptiklari ya da yapamadiklarinin kara-mizahi bi anlatimi diyebilirim borat filminin konusu olarak.

film hakkinda kararimi kisa bir sekilde ifade etmem gerekirse eger, sunu soyleyebilirim: begenmedim, bekledigim gibi cikmadi ve cogunlukla sikildim. espriler genellikle duzeysiz [jackass tadinda], senaryoda oturmusluk yok [hikaye tam olarak neyi anlatmaya niyetli, emin olamadim] diyebilirim. zaman zaman enteresan olabilecek sahneler var. ornegin bir kisim amerikalinin ne kadar garip oldugunu yuzumuze vurmasi; rodeo yarislarindaki millyetci-redneck’ler, kendinden gecmis bir vaziyette ayin/zikir yapanlar vs. ki bu da gunumuzde ne kadar bilmedigimiz bir konudur, orasi da tartismaya acik.
netice olarak, insanlarin giderek artan bi sekilde bu karakterden olumlu yonde bahsetmeleri yuzunden filmi izlemeden onceki beklentim duzeyli ve zekice esprilerle kotarilmis bir kara-mizah yapitiyla karsilasmakti. elimde kalan ise tv’de yayinlansa ve canim o an icin pek bir sey yapmak istemiyor olsa goz atabilecegim duzeyde bir filmin varligi.

Technorati etiket: , , ,


batsin bu dunya

politika ve siyaset isleri hayli sinir bozucu ve yipratici olsa gerek. zaman zaman bu islerle istigal eden insanlari tv’de konusurken gordugumde bu fikre kapiliyorum. cogunda hayattan bezmislik, konusmaktan sikilmislik ve ayni seyleri done done tekrar etmekten gina gelmislik havasi hakim. gozlerinin etrafindaki uykusuzluktan olusan morluklar da cabasi.

papa’nin turkiyeyi ziyaretiyle ilgili haberleri izlerken abdullah gul’u gordum, roportaj verirken… fark ettim de 4-5 sene icerisinde hayli yaslanmis gibi duruyor; saclari beyazlamis, ses tonu daha bir kisiklasmis. konusmalarinda cumlesinin basinda ‘hay ben alayinizin….’ diyesi varmis gibi geldi. zor yani bu isler; maaslari iyi bile olsa cekilmez vallahi.

Technorati etiket: , , , ,


Baba ve pic

102274.jpgelif safak’in turkiye capinda olay yaratan ve neticesinde dunyada da ses getiren son romani ‘baba ve pic’i okudum. haliyle oncelikle merak ettigim, kitabin edebi degerinden ziyade ‘turkluge hakaret ediliyor’ diye yaygara koparanlarin ne kadar hakli olduklarini ya da olamadiklarini gormekti.

edindigim sonucu hemen belirtmem gerekirse; koken olarak bir turk olmama ragmen kitabi okudugum muddetce -ki yaklasik 4-5 gune tekabul ediyor- kendimi hic hakarete ya da iftiraya ugramis gibi hissetmedim. bu yaygaranin neden koptugunu da anlayabilmis degilim hala. yani sira mahkemelerde ilgili davalari acanlarin da kitabi sahiden okuduklarindan supheliyim. eger okumuslarsa da bunu yaparken antenlerini sadece soykirim kelimesine ayarlamis ve geride kalan bir suru seye hic onem vermemis olsalar gerek.

[Read more →]


← Onceki yazilar Sonraki yazilar →